Anasayfa GÜNCEL SANAT Sanata “Yeniden” sarılma vakti…

Sanata “Yeniden” sarılma vakti…

Yazar Seray Şahinler

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Merkezi’nde açılan, Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğündeki “Yeniden” sergisi yeni normalin sanat pratikleriyle nasıl yorumlanabileceği üzerine sorular soruyor.

Seray ŞAHİNLER DEMİR / [email protected]

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınında bir yılı geride bıraktık… Geçen bir yılda hayatımızın eskisi gibi olmayacağını, olamayacağını kabullendik. İlk kez deneyimlediğimiz bu belirsiz süreç hayatın birçok alanında yeni pratikleri doğurmaya başladı.

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Merkezi’nde açılan “Yeniden” sergisi işte bu noktada, yeni normalin sanat pratikleriyle nasıl yorumlanabileceği üzerine sorular soruyor. 13 sanatçının yer aldığı sergide insanın kentle, doğayla ve kendisiyle ilişkisine atıf yapan işler, dünyayla yeni bir ilişkinin nasıl şekillenebileceğini soruyor. 1985’ten günümüze uzanan zaman diliminde farklı kuşaktan sanatçıların ürettiği eserler, “doğa ile yeniden nasıl ilişki kurabiliriz, nasıl yeniden topluma dahil olabiliriz” “dünyayla yapıcı ve olumlu bir şekilde bağlantı kurmada yeniden nasıl yer alabiliriz” soruları üzerine izleyiciye düşünme ve okuma fırsatı sunacak.

Serginin küratörü Prof. Dr. Marcus Graf’a göre, pandemi süreci sanat üretimini doğrudan etkiliyor. Kültür alanında yeni yaklaşımları beraberinde getiren, kavramsal çerçeveyi yeniden çizen bu dönem fırsata çevrilebilir. Pandemiyle birlikte hayatın her alanına sirayet eden dijitalleşme süreci ise katılımcılık açısından sanatı yaygınlaştırıyor ve demokratikleştiriyor.

Graf ile “Yeniden” sergisini ve yeni normalin sanat hayatına etkilerini konuştuk…

KENT, DOĞA VE İNSAN İLİŞKİSİNİ SORGULUYOR

“Yeniden” sergisinin yola çıkış serüvenini dinlemek isterim önce… Önümüzdeki dönemde üretilecek hemen her şey pandeminin etkisinde şekillenecek gibi… Bu noktada “Yeniden” ne soruyor, neyi sorguluyor?

Yeniden sergisinde bugüne, geçen bir yıllık sürece ve geleceğe yönelik bazı soruları soruyoruz. Yeniden insanlarla nasıl beraber olabiliriz, yeniden toplumsallığı nasıl sağlayabiliriz gibi… İnsan-kent, insan-doğa ilişkileri ya da daha önce sabit ve sağlam olarak düşündüğümüz kavramları yeniden tasarlamamız gerektiğinin altını çiziyoruz. Bir taraftan yeni normalle ilgili; yeniden kapılarını açan Cemal Süreya Etkinlik Merkezi’nin ilk sergisi. Hep beraber yeniden nasıl sergi yapılabilir, sanat nasıl paylaşılabilir diye tartışıyoruz. Dolayısıyla bu sergi sanatsal bir faaliyetin yanı sıra önemli bir toplumsal gösterge diyebiliriz. 13 farklı sanatçı hem disiplin hem kavramsal ve estetik yaklaşımlar olarak farklı çalışma metotlarını da bizimle paylaştı. Resim, heykel, performans videoları var. Farklı kuşakları buluşturuyoruz.

Pandemiye ve “yeni normal”e sanatın gözünde bakınca ne görüyoruz peki?

Sadece Türkiye’de değil dünyada ekonomik, siyasi, ekolojik krizler hep vardı. En ağır krizi belki şuanda yaşıyoruz. Bu yapıtların farklı zaman dilimlerinden gelmesi şunu gösteriyor; kriz hep vardı ama sanatçılar her şeye rağmen üretmeye, paylaşmaya devam ediyor. Ümitlerini kaybetmiyorlar.

20. yüzyıl başı modern avangartlara baktığınızda 1930’lara kadar yükselen bir süreç var. Sonrasında ekonomik kriz, faşizm, II. Dünya Savaşı felaketinden dolayı dünya duruyor. Belki insanlığın en büyük felaketi 1945’lerde yaşanıyor ama ona rağmen sanatçılar üretmeye devam ediyor ve ortaya Pop-Art, Zero gibi yeni akımlar, performatif eylemler ortaya çıkıyor. Öyle ya da böyle bu hayatta kalacağız ve belki daha iyi yeni bir dünya kuracağız. Tarihsel krizlerden öğrenecek çok şey var. Bu felaket somut olarak büyük travma yarattı ama aynı zamanda bir fırsat. İnsan kriz yaşamadan değişmez. Her şey yolundaysa değişmene gerek yoktur.

“ORGANİK ART” REVAÇTA

Sanat buradan nasıl bir yol çizecek? Neler öngörüyorsunuz? Neler değişecek?

Öncelikle sanat üretimi etkilenecek. Şimdiden etkilenmeye başladı bile. Çünkü daha önce çok düşünmediğimiz doğa konusu önemli olmaya başladı. Doğa, ekolojik temalı organik art gibi alanlar hala çok minör. Bunlar majör olmaya başlayacak. Çünkü somut şekilde insan-doğa ilişkisine bu açıdan bakmaya başlıyoruz. Doğa temalı işler ortaya çıkıyor. Fakat bence üretimden ziyade ortam içindeki değişimler çok daha radikal olacak. Bazı sanatçılar süreçte büyük depresyon yaşadı üretim yapamadı. Ama en az bu kadar sanatçıda “Benim için değişen bir şey yok, çünkü atölyede zaten bir izolasyon yaşıyordum” dediler. Sanat dünyasını bu noktada ikiye bölebiliriz ama sanat ve kültür yönetiminin altındaki bütün alanlar temel olarak değişecek; değişmeye başladı.  

Şuanda küratör açıdan sadece fiziki alanda yapılacak sergilerin yeterli olmadığının farkındayız. Bu sergide en başında şunu dedik, sergiyi kuralım ama onun yanında sanal sergi düzenleyelim. Dijital bir kataloğu aldığınızda hem sanatçı röportajlarını hem sanal sergiyi görebilirsiniz. Bu iki sene önce düşünmediğimiz şeydi.

Yani bu süreç sanatta da yeni pratikleri doğuracak diyebiliriz…

Evet; benim küratör olarak artık dijitalleşmeyle de ilgilenmem gerekiyor. Hızlı bir şekilde dijitalleşme sürecine girdik. Bu bizim için yeni bir şey. Birçok şirket dijitali kullanıyordu ama sanat ve kültür bunu çok kullanmadı. İkinci bir alan olarak galericilik değişecek. Şuandaki galericilik ve sanat ekonomisi ciddi bir çöküş yaşadı, zarar gördü. Bazı sanatçılar çok iyi para kazanıyor bazıları sıfıra indi.

Son bir yılda müzeler, galeriler uzun süre kapalıydı, sanat fuarları iptal oldu. Fakat hemen hepsi çevrimiçi olarak izleyiciyle buluşmayı sürdürdü. Sanatseverler için tatmin edici bir durum elbette. Hiç erişememektense bu şekilde takip etmeyi yeğliyoruz; fakat fiziksel mekan için kurgulanan bir serginin hazzını vermiyor gibi…

Bu çok önemli bir konu. Pandemi bitse de hepimiz aşılanıp normale dönsek de dijital söyleşiler, etkinlikler, sergiler yapılmayacak diye bir şey yok. Biz bu dijital dünyanın iki yanını gördük. Bir tarafta sanal sergi ve fiziki sergi arasında duyumsal etki açısından dünyalar kadar fark var. Hiçbir dijital sergi, mekan için kurgulanan serginin yerini tutmaz. Çünkü sergideki yapıtları eser-mekan, eser-insan hatta birkaç insanla aynı mekanda bulunmanın hissi dijitalde yaşanmaz. Her yapıtın dokudan, malzemeden, boyuttan kaynaklı bir etkisi var. İki metrelik bir yapıtın karşısında aurasını hissedersiniz. Aynı yapıt ekranda 15 cm oluyor. Bu yüzden size katılıyorum aynı hazzı almıyorsunuz.

Ben burada şahane bir sergi yaptım. Fakat gerçek sergiyi İstanbul’dakiler görecek. Anadolu’daki, Trakya’daki, Karadeniz’deki insanlar, Almanya’dakiler nasıl görecek? Annem artık benim sergilerimi gezebiliyor. Dijital araçlar katılımcılık açısından sanatı yaygınlaştırıyor ve demokratikleştiriyor. Bu iki yön aslında önemli bir ek. Haz açısından bir şey kaybediyoruz ama yaygınlaşma açısından bir şey kazanıyoruz.

“Yeniden” sergisi izleyicisine ne söyleyecek peki?

Yeni dünya işte böyle olacak diye vaatler veren bir sergi değil. Günümüzde kim net bir cevap verebilir ki? Çağdaş sanatta cevaptan ziyade soruları çok önemsiyorum. Çünkü her cevap geçici ve göreceli olabilir. Bu 19. yüzyıldan önceki sanat anlayışından çok farklı çünkü daha keskin ve net cevapların verilmesi gerekiyor. Biz bu sergide soruları hep beraber soruyoruz. İnsanların yapıtların önündeyken konuşmalarını, ben ne görüyorum, sanatçı ne söylüyor diye sormalarını çok istiyorum. Bir taraftan da bazı konuların altını çiziyoruz. Yalnızlık, izolasyon gibi… Dünya nereye kadar gidiyor; çöküşte olan bir dünya nereye kadar gidebilir, bu yol nereye gidiyor gibi…

Beyza Boynudelik, Emin Mete Erdoğan, Ferhat Özgür, Filiz Piyale Onat, Gizem Candan, Güler Güçlü, Gülgün Başarır, Hasan Deniz, Murat Germen, Mustafa Duymaz, Saliha Yılmaz, Seydi Murat Koç, Zafer Akşit’in eserlerinin yer aldığı “Yeniden” sergisi 14 Nisan’a kadar saat 10.30 ile 15.30 saatleri arasında gezilebilir.

Benzer yazılar

Yorum bırak

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. KABUL