Anasayfa MÜZİK İstanbul’a gelmeseydim farklı bir müzisyen olurdum

İstanbul’a gelmeseydim farklı bir müzisyen olurdum

Yazar Harun Karaburç

İsrailli müzisyen, besteci, eğitmen ve yazar Yinon Muallem, Tel Aviv’den İstanbul’a uzanan müzikal ve mistik yolcuğunu İstanbul-Tel Aviv isimli kitabında samimi bir dille anlatıyor. Kültürleri birleştiren Muallem, “İstanbul’a gelmeseydim farklı bir müzisyen olurdum” diyor.

HARUN KARABURÇ – [email protected]

Yinon Muallem ile ilk tanışmam 2011 yılına rastlıyor. O zaman Yeni Şafak gazetesinin acar bir kültür sanat muhabiriyim. Muallem ile röportajımızın ana ekseni altıncı albümü ‘Nefes’ti. Röportajın başlığını bile hala hatırlıyorum: “Ud çalmak için geldi beş albüm yaptı”. Bu albümde sanatçı Türk ve Yahudi ezgilerini sentezliyordu. Yinon Muallem ile o röportajdan sonra bağları koparmadık ve yıllar sonra bir röportaj vesilesi ile online da olsa bir araya geldik. Konu bu kez Türkçe’de Paloma Kitap tarafından yayımlanan ve Muallem’in 2002’de başlayan İstanbul yolcuğunu anlatan İstanbul – Tel Aviv isimli kitabıydı. Kitabı okuyunca müziğini büyük bir saygıyla dinlediğim Muallem’e kendimi daha yakın hissettim. Müziğindeki samimiyet Muallem’in anlatımında da kendini gösteriyordu. Yıllar sonra Yinon Muallem ile yine keyifli bir röportaj yaptık. 18 yıldır İstanbul’da yaşayan Muallem, “İstanbul’a gelmeseydim farklı bir müzisyen olurdum” diyor. Mayıs ayında Heal isimli tek çalarını yayınlayan sanatçı iki ay sonra yeni albümü “Norwegian Oud”u çıkarmayı planlıyor.

İstanbul – Tel Aviv kitabında hayatınızı ve müzikal yolculuğunuzu tüm samimiyetiniz ve içtenliğinizle anlatıyorsunuz. Bu sizin için aynı zamanda bir iç dökme mi? Bu kitabı yazma nedeniniz nedir?

Bu uzun 18 yıllık uzun bir yolculuk. Bu yolculuk içinde çok şeyler yaşadım. Ben zamanla şöyle bir şey öğrendim ben gerçek ile uğraşıyorum. O benim hayatımda, sanatımda, müziğimde, kitabımda önemli. Gerçekte çok enteresan bir sanatsal taraftan malzeme var. Eğer kendimle ilgili kitap yazıyorsam dürüst olmam lazımdı. Güzel ya da kötü, çirkin ya da hoş ne yaşadımsa hepsi bu yolculukta var. Her şeyi anlatmak zorundayım. İnsanların bunu nasıl karşılayacağını çok düşündüm. Eşim bana her zaman fazla dürüst olduğumu söyler. Her zaman bu kadar dürüst olmamam gerektiğini söyler. Ama ben böyleyim. O yüzden bütün duygularımı çok samimi bir şekilde yazdım.

Daha önce İbranice olarak yayımlanan İstanbul – Tel Aviv, Paloma Kitap tarafından ilk kez Türkçede yayımlandı.

YURDAL TOKCAN BENİM İÇİN KIYMETLİ

Yurdal Tokcan’ın sizin Türkiye’deki müzik kariyerinizde nasıl bir yeri ve önemi var?

Yurdal Tokcan benim için çok önemli bir figür, bir insan ve müzisyen. Ben onu buldum. Önce İsrail’de dinledim. Yurdal o sıralar genç ve çok bilinmeyen bir müzisyendi. Bu kadar meşhur değildi. Dinledikten sonra bir yerlerden telefonunu bulup aradım ve kendisinden ders almak istediğimi söyledim. Müzik dışında da bir dostluğumuz oluştu. Rahmetli eşi Ayşe ve bizim aile arasında yakın ilişkimiz vardı. Beraber konserler yaptık. Sonra başka yollara ayrıldık. Ben bir patikaya o başka bir patikaya gitti ama hala konuşuyoruz. Görüşüyoruz. Yurdal’ı seviyorum ve her zaman seveceğim. Belki Yurdal olmasaydı Türkiye yolculuğum olmayacaktı.

Bu yolculukta sizin öğrendiğiniz en önemli şeyler ne?

Bu önemli bir soru. Bu yolculuk müzik içindi ama tek ve en önemli sebep değil. Sadece müzik için gelmedim Türkiye’ye. Kendimle ilgili bir yolculuğa da ihtiyacım olduğu için Türkiye’ye geldim. Kendimle ilgili de bir şeyler öğrenmem gerekiyordu. Bu yolculukta manevi ve ruhsal yönden çok şey öğrendim. Kendimle, hayatla, müzikle, müzisyenlerle, kültürlerle ve İsraille ilgili… İnsan olmakla ilgili çok şey öğrendim.

TÜRK MÜZİĞİ BANA İLHAM VERİYOR

Türk müziğini çok seviyorsunuz. Bu sevginin kaynağı nereden geliyor? Türk müziğinde sizi en çok ne etkiliyor?

Türk müziği ve kültürünü seviyorum. Ben Iraklıyım, yani babam Iraklı. Bağdat’ta doğup büyümüş. Arap kökenli yani. Diyebiliriz ki coğrafya ve kültür olarak Türkiye’ye yakınım. Bu yolculuk esnasında bana çok soruldu, ‘Neden Türkiye?’ diye. Ben Türk müziğine aşık olmuştum o zamanlar. Hatta Türk müziği bestleri yaptım. Öncelikle ilk albümüm bu bestelerin ürünü. Türk müziği çok geniş ve zengin. Osmanlı müziği var, tasavvuf var, sufi var, Roman, Halk Müziği var. Çok farklı stil ve tarzlar var. Bunların hepsi bana ilham verdi ve vermeye devam ediyor.

Kitabı okurken müzik hayatınızda İstanbul’un başrolde olduğunu gördüm. İstanbul’a hiç gelmeseydim nasıl bir müzisyen olurdum diye hiç düşündüğünüz oluyor mu? İstanbul müzik kariyerinizi nasıl şekillendirdi?

İstanbul’a gelmeseydim farklı bir müzisyen olurdum. Bu belli. İstanbul şehri, insanları, binaları, tarihi, sesleri bana o kadar ilham verdi ki size anlatamam. Tel Aviv’de kalsaydım yine müzisyen olurdum ama böyle bir müzisyen olur muydum emin değilim.

BURASI ARTIK BENİM EVİM

18 yıldır İstanbul’dasınız. Kendinizi burada hala bir yabancı gibi görüyor musunuz? Yoksa burası artık benim evim diyor musunuz?

Artık ‘burası benim evim’ diyorum. 18 yıl çok uzun bir süre. Formel olarak değil ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldum. Türkiye pasaportum var. Ama sanki iki evim var. İsrail de benim evim. Babam, arkadaşlarım, dilim orada.

Türk müziği ile Ortadoğu etnik müziğini harmanlıyor ve müziğinize ‘falafel caz’ diyorsunuz. Falafel cazı nasıl tanımlıyorsunuz?

“Falafel Caz” ya da “Makam Caz” da diyebiliriz. Ben caz müzisyeni değilim, olmayacağım da. Caz biliyorum ve senelerdir dinliyorum. Ama caz müziği yapmıyorum. Ben dünya müziği yapıyorum. Bu melodiler ve sazlarla nasıl bir füzyon yapabilirim diye çalışıyorum. Mesela son zamanlarda konserlerde piyano ve kontrbas kullanıyoruz. Ben ud çalıyorum. Başka etnik enstrümanlar da var tabii.

En son Mayıs ayında Heal isimli bir single çıkarmıştınız? Yeni albüm çalışmalarınız var mı?

Evet, var. Yeni albüm bitmek üzere. Albümün adı “Norwegian Oud”. Meşhur Beatles şarkısı Norwegian Wood’a bir gönderme. İçinde sekiz beste var. Yedisi yeni. Bu bestelerin hepsini pandemi döneminde yaptım. İnşallah iki ay sonra Almanya’daki yapım şirketi Galileo’dan çıkacak. Bu albüm benim için çok kıymetli, hatta en önemli albümüm olabilir. Böylesi zor bir dönemde bir albüm çıkarmaya niyetlenmek zor. Çünkü umutlar tükeniyor. Kaydetmek başlı başına zor. Çünkü müzisyenlerle bir araya gelemiyorsunuz. Ben kendi kayıtlarımı evdeki stüdyomda yaptım. Diğer müzisyenlerin çoğu yurt dışında. Ben kaydımı onlara gönderip nasıl çalmaları gerektiğini anlatıyorum. Onlar da orada kendi kayıtlarını yapıyorlar. Çok çok zordu ama başardık. Birkaç tane de video hazırladık. Burada şimdi mix, mastering ve video düzenlemeleri yapıyoruz. Albümde on altı müzisyen çaldı. İsrail, Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Danimarka ve Avustralya’dan müzisyenler.

Yinon Muallem Anadolu Müzik Kültürleri Derneği işbirliği ile Dünya Müziği Atölyesi düzenliyor. Kayıtları devam eden atölye 28 Ekim’de başlayacak.

Benzer yazılar

Yorum bırak

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. KABUL