Anasayfa Genel İstanbul Bir Garip Şehir… Sorgulayan ama gülümseten hikayeler…

İstanbul Bir Garip Şehir… Sorgulayan ama gülümseten hikayeler…

Yazar Seray Şahinler

Fotoğraf sanatçısı Timurtaş Onan’ın İstanbul’un son 20 yılını kayıt altına aldığı fotoğraflarından oluşan “İstanbul Bir Garip Şehir” yayımlandı. 300 adetle sınırlı basılan kitap, izleyiciyi şehrin sokaklarına davet ediyor.

Seray ŞAHİNLER DEMİR / [email protected]

“İstanbul Bir Garip Şehir” her gün önünden geçtiğimiz, karşılaştığımız, gördüğümüz yahut görmezden geldiğimiz insanları, sokakları, yapıları farklı bir gözle görmemizi sağlarken bizi şehir üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. Söz konusu İstanbul olunca ve elinizdeki kareler 20 yıl gibi uzun bir zaman dilimine yayılınca kentin değişimi ve dönüşümü üzerine bir okuma fırsatı da yakalıyorsunuz. 2000-2020 arasındaki sayısız dönüşüm ve değişimi nasıl karşıladık, hala nasıl karşılıyoruz? Onan bizi bir katılımcı olarak bu soruya davet ediyor ve şehre dair tanıklık ettiğimiz sayısız değişimi hatırlatırken dönemsel gerçekleri yorumluyor.

Kitapta yer alan kareler İstanbul üzerine gerçekleştirdiği farklı konseptlerdeki projeleri ile tanınan Onan’ın çalışmalarından retrospektif bir kesit sunuyor.

Onan ile ArtKolektif için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

Yaklaşık 40 yıldır İstanbul’u kadrajınıza alıyorsunuz. Yeni çalışmanız “İstanbul, Bir Garip Şehir”  ise son 20 yıla ışık tutuyor. Öncelikle İstanbul, Bir Garip Şehir’in serüveninden bahsedebilir miyiz?

Son 20 yıl içinde İstanbul ve yurtdışında Paris, Zagreb, Belgrad gibi şehirlerde bir çok proje gerçekleştirdim. ‘Beyoğlu geceleri’, ‘Beyoğlu Neo Klasik’, ‘Işık ve Gölgeler Şehri İstanbul’, ‘Terk Edilmiş’ İstanbul üzerine gerçekleştirdiğim projelerden bazıları. Ayrıca ‘Sokak Çocukları’, ‘Tarlabaşı’nda Neler Oluyor’, ‘Kramp’ ve ‘Geziyi Hatırlamak’ adlı filmler İstanbul üzerine gerçekleştirdiğim sosyal sorumluluk projeleridir. “Bir Garip Şehir” bu süreçte İstanbul’un dönüşümü ile bunun kültüre ve yaşama olan etkisi üzerine çalıştığım bir proje. Neo Liberalizmin kent kültürü üzerindeki negatif etkisine ve  bu sayede oluşan zıtlıklara vurgu yaparken kent insanının hoşgörü dolu yanlarını ironi ile vermek istedim. Kitaptaki seçkide kentin vazgeçilmez sakinleri kuşlar, kediler ve köpeklere dair hikayeler de var.

Son 20 yıl, hem günlük yaşantımızın hem bu yaşantının en önemli figürlerinden olan İstanbul’un değişip dönüştüğü yıllar. Keskin dönüşümlere tanık oluyoruz. Siz fotoğraflar eşliğinde son 20 yılı kayıt altına almış biri olarak nasıl yorumluyorsunuz bu süreci?

Kentin talan edilmesinin her aşamasına şahit oldum. Tarihi Yarımada, Beyoğlu gibi bölgeler rantçıların eline geçti ve kültürel kimliklerini kısmen kaybettiler. Eski olanın yıkılıp, yeniden inşa edilmesi ve ucube restorasyonlarla bu süreç acımasızca devam ediyor. Narmanlı Yurdu ve Serkildoryan bu değişimden nasiplerini alanlardan bazıları. Bazıları kapanan veya ayakta kalmaya çalışan kitabevleri, sinemaları, festivalleri ile bir kültür alanı olan İstiklal Cadde’si açık hava AVM’sine dönüştü. Göçle birlikte ortaya çıkan, düşük gelirli ailelerin yaşadığı mahallelerde ve çevresinde artık dev binalar ve rezidanslar yükseliyor, hemen yanlarına alışveriş merkezleri açılarak, tüketime endeksli yeni yaşam biçimi pompalanıyor. Yeşil alanların büyük ölçüde yok edilmesi sonucu ekolojik dengenin bozulması da cabası.

Fotoğrafları incelediğimde büyük bir denize ulaşan nehrin farklı kolları gibi hissettim. Mahalleler, camiler, ipe asılan çamaşırlar, plazalar. Hepsi bütünleşip sanki tek bir İstanbul portresi sundu benim için. Kitaptaki seçkiyi nasıl kurguladınız?

Hızla ilerleyen değişim sonucu bütün bu karşıtlıklar ortaya çıkıyor. Mesela dev bir plazanın önünde otlayan koyun ve keçi sürülerine rastlayabilirsiniz. Veya birdenbire modern binaların arkasında köy benzeri şirin bir mahallede bulursunuz kendinizi. Birer kiç harikası ejderha başlı balık ekmek teknelerinin arkasında görünen İstanbul’un ön planındaki uyumsuz kalabalıkta absürd tiyatrovari  sahneler gözünüze çarpar. Kısaca kitabı ironik bir dille kurguladım diyebilirim. Sorgulayan ama aynı zamanda gülümseten hikayeler var içinde.

Aslında salt bir izleme eyleminden ziyade sorgulamaya, üzerinde düşünmeye de davet ediyorsunuz bizleri… Birçok karede İstanbul’un kentsel, sosyokültürel değişimini de gözlemlemek mümkün.  Timurtaş Onan’ın karelerinin izleyiciye sözü ne olur bu noktada?

Tüm dünyada ilerleyen yıkıcı bir sistem var.  Şu anda büyük ölçüde önüne  geçemesek de çözüm üretmek üzere gözlem yapmak ve farkındalık çok önemli. Oturduğumuz yerden olmuyor bu. Sokaklara çıkıp insanlarla tanışın, mahallelerde dolaşın ve neler olup bittiğini anlamaya çalışın derim. Gözlerimizi kapayıp şuursuzca yaşamak bence gelecek kuşaklara yapılan en büyük kötülüktür.

Bir fotoğrafçı olarak İstanbul sizi nasıl besledi, besliyor?

İstanbul doğup büyüdüğüm şehir. Bir şekilde göbekten bağlıyız onunla. Benim için en besleyici yönü insan hikayeleri.

İstanbul’un sokaklarına sadece fotoğraf çekmek için değil insanlarla tanışmak için çıkarım. Kahvelerde, mahallelerde farklı hikayeler dinlerim ve öğrenirim. Bazen amaçsızca vapura biner Kadıköy’e geçer geri dönerim. Samatya’dan Yedikule’ye, Yenikapı’dan Eminönü’ne kadar yürüdüğüm olur. Küçükpazar’dan Süleymaniye’ye Zeyrek’ten Ayvansaray’a, Eyüp’e kadar yürüdüğüm olur. Beyoğlu ne kadar değişse de her sokağında bir hatıram saklıdır. Çekim anında imgeyi oluşturan şey oralarda yaşadığım izlenimler ve duygulardır. İstanbul, her köşesinde karşılaşacağınız  hayal gücünüzü besleyici öğeler sayesinde vazgeçilmez bir şehirdir.

Son olarak pandemi sürecine de atıf yapmak isterim. Yaklaşık 1 yıldır evlerdeyiz. Bu süreci siz nasıl geçirdiniz?

Büyük bir kısmı evde karantinada geçti. Yaz aylarında yasakların esnetilmesiyle elimden geldiğince korunarak fotoğraf çekmeye devam ettim. Evde olduğum süreçte arşivime göz gezdirme şansım oldu. Negatiflerimi  ve yeni projemin dialarını taradım. Kitabımın seçim ve tasarım sürecini karantinadayken gerçekleştirdim. Online bir sergi hazırlayıp, yayınladım. Zaman zaman online etkinliklerim ve derslerim oldu.

Pandemiyle birlikte birçok alanın dinamikleri ve pratikleri de değişti. Fotoğrafçılık/fotoğrafçılar için böyle bir durum söz konusu mu?

Pandemi konusunda beni en çok sıkan ve tüm sokak fotoğrafçıları için geçerli olduğunu düşündüğüm şey  insanlara yakın olamamak. Geçtiğimiz yıl içinde açılması planlanan sergimin iptal olması, yurt dışında gerçekleştirmekte olduğum projelerimin, belirsiz bir tarihe kadar ertelenmesi beni çok üzdü. Bir çok sanatçının da benzer durumda olduğunu biliyorum.

Sunumlar artık sanal ortamda oluyor ama daha önce 20-30 kişiye yaptığımız sunumları şimdi yüzlerce kişi izleyebiliyor ve buda yeni bir deneyim.

Benzer yazılar

Yorum bırak

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bu konuda iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. KABUL